#65122
Asif (əs) taxtı Süleymana (əs) necə gətirdi?

Bismillahir Rahmanir Rahim

Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir. (Kuran – 27:40)
Cevabül Munir kitabından Soru 537:
Birinci: Süleyman peygamberin (a.s) veziri Asif bin Berhiyanın hikayesi,
S/1: Süleyman peygamberin (a.s) veziri Asif bin Berhiyanın Belkisin tahtını getirmesinin hikayesi nedir?
S/2: Süleyman peygamberin (a.s) vezirinin sizin bildiğiniz gerçek ismi nedir?
S/3: Asif tahtı dua vasıtasıyla mı getirdi, yada başka bir şeyle mi? Eğer bu duaysa veya başka bir şey ise, rica ederim bahsedebilir misiniz?
S/4: Tahtın bir yerden diğerine nasıl götürüldüğünü açıklayabilir misiniz?

Cevap: Bismillahir Rahmanir Rahim. Hamd olsun Alemlerin Rabbi Allaha. Allahın rahmeti ve selatı Muhammede ve Ehlibeytine, İmamlara ve Mehdilere olsun.
Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir. (Kuran – 27:40)
Allah seni iyilikle mükafatlandırsın, o Süleymanın vasisidir ve o Asif a.s`dır, onun, tahtı nasıl getirdiğine geldikte, bu onu kaldırmayla/yükseltmeyle (en yüksek mertebeye veya seviyeye kaldırma) oldu ve ben onu izah edip açıklamışım, ve onu derc edilmiş kitaplardan okuyabilirsin, ve böylece göçürme prosesini etkileyen, mekan ve zaman anlayışı yoktu; çünkü tüm olay taşıma için iki mekan belirlemek ve sonra tahtı bir mekandan kaldırmak/yükseltmek ve aynı zaman diliminde onu diğer mekanda kaldırımdan geri getirmekten ibaret, ve kaldırım prosesinde zaman ve mekan anlayışı yoktur, o yüzden de taşımada gecikmeye sebep olan hareket yoktur.
Bu kaldırımla ilgili kitapta (Salih Kul) bulunan bölümden bir parçadır ve bu İmam Mehdi a.s ansarı websitesinde derc edilmiştir, oradan okuyabilirsin.
(Kaldırımın anlamı)…
Ve Kaldırıma ve onun anlamının açıklanmasına gelince, ve bu bir önceki sorudan geriye kalan ikinci meseledir, ben Salih Kula (a.s) sordum, ve dedim, “Hakikaten biz, kaldırımı açıklamakta başarısızız, veya söylemem lazım ki, bu bizim bazılarımız için çok anlaşılmazdır.”
Böylece o (a.s) cevapladı, (Kaldırımla ilgili sana bir örnek vereceğim, matematikde farklılaştırma (differentiation) ve bütünleşmeni (integration) biliyor musun? Mesela, bunun üzerinden asılıdır.)
Ben dedim, “Onu bilmiyorum.”
Böylece o (a.s) dedi, (Tüm övgüler Allaha mahsustur, düz bir çizgiyi biliyor musun? Matematikde “sonsuzluk” nedir, biliyor musun?)
Ya da mümkün olan en kolay formada göstermeğe çalışacağım, bir çubuğun/sopan olduğunu farz edelim ve onu dikey formada tutduğunu varsayalım, en üst/uç noktası insanın hakikati/özüdür, ve o insan için en üst mertebedir, ve onun (çubuğun) en düşük noktası ise vücuttur, ama lütfen bunun örnek olduğuna ve gerçekte böyle olmadığına dikkat et.
Şimdi, bu çubuğu kendi aklında parçalara ayır, ama bunu mümkün olacak en iyi şekilde yap, öyle olmalı ki, o parçalar mümkün oldukca küçük olsun.
Şimdi, parçalara bak, kaç tanedirler? Bunu bilmek için çubuğun uzunluğunu parçaların uzunluğuna bölmelisin, böylece, mesela, eğer çubuğun uzunluğu 1 ise, ve parçaların uzunluğu mümkün olacak en küçük ölçüdeyse, en küçük rakamın kaç ettiğini biliyor musun? En küçük rakam varoluşu yansıtıyor, bu sıfır değil, ama sıfıra en yakın şeydir/rakamdır. Ve mademki rakamlar sonsuzdur, onu sınırlandırmak mümkün değildir, ama onu hayal etmek mümkündür. Böylece, o 1/10 değildir, çünkü 1/100 daha küçüktür, ve aynı zamanda 1/1000 daha küçüktür, ve böylece sonsuz sayıda sıfırlar ekleyebilirsin, çünkü rakamlar sonsuzdur, böylece bizim sonucu kavramamız sıfıra bölünmeden alınan sonuca nazaran olacak.
Böylece, çubuğun uzunluğunun sıfıra bölünmesinden alınan sonuc eşittir sonsuzluk. Ve (burada) rakam sıfır olmadığından, daha doğrusu ona (sıfıra) yakın olduğu için, sonuc Allah SVT`nın buyurduğu gibi olacaktır, {Allah’ın nimetini saysanız onu bitiremezsiniz.} [İbrahim Suresi: 34], yani, saymak mümkündür; mümkünlük açısından bu mümkündür, oysa gerçekte bu mümkün mü? Hayır, {Allah’ın nimetini saysanız onu bitiremezsiniz}.
Şimdi, bu ayet aynı zamanda sana onun anlamını da açıklıyor, belki önceleri kendi kendine söylemişsindir: Allahın nimeti nasıl sayılamayan olabilir ki ve ben nasıl onları sayamıyorum, gerçi o açık şekilde sayılabilir, öyle değil mi? Nimetler ne kadar da çoktur. Onu bir rakam varsayalım, hala sayılabilir. Oysa ki, sana açıklandı ki, neden onlar sayısızdır, veya onları gerçekte saymak mümkün değildir, çünkü hakikatte o insanın tüm varlığına akıyor, onun tüm tecellilerine. Eğer sen insanın tecellilerini saymak isteseydin, sayıp bitirebilir miydin? Ben örnekte de açıkladım ki, bu mümkün değildir, şimdi aydın oldu mu?
“Evet” dedim.
O (a.s) söyledi, (Karanlık birşey kaldıysa, “Evet” söyleme)
Ve aşlında anlaşılmaz ve aydın olmayan bir mesele vardı, ben onu sorduğum soruda açıkladım, ve dedim, “İnsanın tecellileri onun yaptığı farklı haller midir, ayağa kalkmak ve oturmak ve… ve…”
O (a.s) dedi, (Hayır, şimdi sana başka bir örnek vereceğim: Farz edilim ki, insan, benim onun herhangi bir yere ulaşmasını istediğim bir ışıktır, ve sen herhangi bir yerde o ışığın kaynağını açıvermişsin, şimdi, nasıl oluyor ki, ışık kaynakdan ve kendi mekanından diğer bir mekana ulaşıyor? O, adım adım hedefe doğru tecelli ediyor. Bu adımlar – hareket adımları – insanın tecellileridir. Gerçekte, onlar sabit adımlar olarak kalıyorlar ve sabit şekilde yenileniyorlar, çünkü kaynak sabit şekilde yayılmaktadır. Eğer (bu) yayılma kesilirse, insan helak/yok olur, ve yokluk oluşuna geri döner.
Şimdi, ben seni birkaç adım geri adım atmaya zorlasam, sende bir değişiklik olmayacaktır. Sen sadece fiziki dünyada görünmez olacaksın, ve senin daha aydınlatıcı/parlak ve zülmetin tartmadığı (etkilemediği) bir bedenin olacaktır; işte bu yükselmedir ve bu derecelerledir. Eğer ben senin birkaç adım geri dönmeni istersem, sen görünür olacaksın ve insanların o fiziki dünyada kalmak için ihtiyaç duydukları şeylere ihtiyaç duyacaksın, böylece, yükselmiş biri, insanların arasındadır, içinde değil.
İnsan kendi tecellisinin varlığı olduğu için, ki onun sayısı sonsuzluğa yakındır, onun üzerine İlahi nimetler sayılmayacak kadar çoktur. İnsan (insanın yapısı/doğası) sonsuzluğa yakın/bağlı olduğu gibi ve sonsuzluk Allahtır SVT. Böylece o (insan) Uluhiyetin şeklidir. O yüzden Ali (a.s) insanı tasvir ederken şöyle buyuruyor, “Sen kendini küçük bir günah olarak görüyorsun, halbuki, en büyük dünya/alem senin içinde saklıdır.” Belki seni yordum, veya rahatsız ettim, özür dilerim.
Ahmed El Hasan a.s, Muharrem/1432
“Salih Kul ile” kitabından çeviri
A- Nom nouveau du Mahdi.

Salam, Après le Rappel. A-19. Nous avions d[…]

Ha- Houmaza, Calomniateurs.

Salam, Des calomniateurs. Ha-1. Al-Houmazah[…]

L- La Mère des Cités.

Salam, La Montagne des Montagnes. L-6. Il e[…]